Güneş Kremi Hakkında Bilinmesi Gerekenler


Hayat, ısı ve enerji kaynağı olan güneş, son 30-40 yıldır deri üzerindeki olumsuz etkilerinin fark edilmesinden sonra korunulması gereken bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya yüzeyine ulaşan güneş ışıkları infrared ışıktan ultraviyole (UV) ışığına kadar değişen dalga boylarındadır. Deriye en zararlı dalga boyları ise UVA ve UVB’dir. Uygun kullanıldığında güneş koruyucular UV ilişkili hasar ve deri kanserini engellemekte etkilidir. Bu makalede güneş ışınları ve etkileri, güneşten korunmada genel prensipler, güneş koruyucular ve kullanımları tartışılacaktır.

Güneş Işınları ve Etkileri

Güneş ışığı hayatın idamesi için gereklidir. Duygu durum üzerinde yaptığı olumlu etkilere ek olarak deride vitamin D sentezini sağladığı da bilinmektedir. Dünya yüzeyine ulaşan güneş ışınları geniş bir elektromanyetik spektruma sahiptir. Bu spektrum içinde infrared ışıktan UV ışığına kadar değişen dalga boyları yer alır. Solar UV, dünyaya UVB ve UVA olarak ulaşmakta, UVC ise ozan tabakasında yaklaşık %100 oranında filtre edildiğinden yeryüzüne ulaşmamaktadır. UVA ve UVB deriye en zararlı olan dalga boylarıdır. UV ışığı DNA hasarına yol açabilir ve kansere yol açan genetik mutasyonlara neden olabilir. UV radyasyonu dalga boylarına bu dalga boylarının biyolojik etkilerine göre 3’e ayrılır. UVA 400-320 nm, UVB 320-290 nm ve UVC 290-200 nm dalga boylarında yer alır. UVA yeryüzüne ulaşan UV ışınlarının %90’ını oluşturur. UVA-1 (340-400 nm) ve UVA-2 (320-340 nm)’ye ayrılır. Başlıca bronzlaşmadan sorumludur. Yanıkların %10-20’sinde rol oynar. Camlardan geçebilir ve cam arkasında da risk oluşturabilir. Derinin dermal tabakasına penetre olması nedeniyle fotoyaşlanmanın dermal değişikliklerinden sorumludur. Radikal oksijen üretimini arttırarak indirekt DNA hasarı yapar ve karsinogenezisi tetikleyebilir.

UVB, biyolojik olarak en aktif ve potansiyel olarak zararlı spektrumdur. %90’ı ozon tabakasında filtre edilmesine rağmen, güneş yanıklarının %85’inden sorumludur. Primidin dimerleri oluşturarak DNA hasarına yol açar. UVB karsinojeniktir ve fotoyaşlanmada majör rol oynar. Derideki akut ve kronik hasardan başlıca sorumlu UV spektrumudur.

UVC ise yeryüzüne ulaşmadığından insan sağlığı için önemli olan solar UV radyasyon, sadece UVA ve UVB’yi içerir. DNA tarafından absorbe edilen radyasyon UVB aralığındadır. DNA’da oluşan hasar ise karsinojenik olayların başlangıcı için anahtar özellik taşımaktadır. UVA ve UVB’nin her ikisi birden fotoyaşlanmada suçlanan doku hasarına neden olan biyomedikal yolları indükleme kapasitesine sahiptirler.

UV ışınları deri üzerinde akut ve kronik değişikliklere yol açarlar. Akut yani kısa dönemde oluşan değişiklikler içinde güneş yanığı, hiperpigmentasyon yani bronzlaştırıcı etki yer alır. Kronik dönemde ise UV fotoyaşlanma ve fotokarsinogenezise yol açar. Güneş yanığından asıl olarak UVB sorumludur ancak UVA-2’nin de etkisi belirgindir. UV’ye bağlı bronzlaşma dalga boyuna bağlı olarak iki şekilde olur. Erken bronzlaşma UVA’ya bağlıdır ve UV maruziyetinden hemen sonra, aynı gün içinde görülür. Geç bronzlaşma daha çok UVB’ye bağlıdır ve ortalama 3. günde ortaya çıkar. Kronik UV maruziyeti sonucu gelişen fotoyaşlanmadan esas olarak etkilenen alanlar güneşe en çok maruz kalan yüz, boyun, gövde ön bölgesi, el sırtı ve kol ekstansör yüzleridir. Deri kuru ve atrofik görünümde olabilir. İnce kırışıklıklar veya kaba derin kırışıklıkların yanısıra donuk bir deri rengi, kahverengi lekeler (lentigo), çiller (efelitler), benekli pigmentasyon, komedonlar, sebase hiperplaziler ve aktinik keratozlar görülebilir. UV, DNA hasarı yoluyla gen mutasyonlarını uyararak ve antitümöral immün cevabı baskılayarak kronik süreçte fotokarsinogenezise yol açabilir. Mutasyonlar p53, p16, p14 gibi tümör supresör genlerde ve bcl-2 gibi proto-onkogenlerde görülür. Deride UV radyasyonuna bağlı olarak gelişen deri kanserleri içinde bazal hücreli karsinom, yassı hücreli karsinom ve malign melanom yer almaktadır. Deri kanserleri görülme sıklığı son yıllarda giderek artmaktadır. Bunu etkileyen faktörler içinde sıcak bölgelerde tatil alışkanlığı, güneşlenme alışkanlığı ve incelmiş ozon tabakası nedeniyle UV radyasyonuna maruziyetin artması sayılabilir. Malign melanom olgularının %60’ı, melanom dışı deri kanserlerinin %90’ı UV’ye bağlıdır.

UV’nin deri üzerindeki etkileri UV radyasyonunun dozu ve kişinin deri tipi ile ilişkilidir. UV şiddetini belirleyen çeşitli parametreler mevcuttur. Örneğin; coğrafi enlem-boylam, mevsim ve günün hangi bölümü olduğu önemlidir. UV radyasyonunu etkileyen diğer çevresel faktörler ozon tabakası, bulutlar, havadaki toz miktarı ve UV’nin yerden yansımasıdır. UV radyasyonunun şiddeti dağda deniz seviyesinden daha fazladır. Beyaz kum, kar ve suyun yansıtıcılığının yüksek olması da UV radyasyonunun şiddetini arttırır.

Güneşten Korunmak

Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için her yaş grubunda uygulanabilecek önlemler mevcuttur. Güneşten korunmaya erken yaşta başlanmalı ve alışkanlık haline getirilmelidir. Kızarma, su toplama ve soyulmalara neden olabilecek güneş yanıklarından kaçınılmalıdır. Çocuklukta geçirilecek güneş yanıkları sonradan gelişebilecek deri kanserleri için risk faktörü oluşturmaktadır.

  • Giyinmek, en iyi güneşten korunma yöntemidir. Kuru ve sık dokulu kol ve bacakları kapatan giysiler iyi bir korunma sağlarlar. En az 10 cm kenarlı şapkalar saçlı deri, boyun ve yüz korunmasında önemlidir.
  • Güneşli günlerde dış ortamda gölge alanlar tercih edilmelidir. Ancak bu alanların koruyuculuğunun da %20-40 olduğu unutulmamalıdır.
  • UV ışınlarının göz üzerine etkileri (katarakt, keratit, maküler dejenerasyon) nedeniyle UV filtreli güneş gözlükleri kullanılmalıdır.
  • UV şiddetinin fazla olduğu saatlerde açık hava faaliyetleri kısıtlanmalı, özellikle saat 10 ile 15 arasında güneş altında kalınmamalıdır.
  • Tüm bu önlemlere ek olarak açıkta kalan deri bölgelerini korumak için güneş koruyucular kullanılmalıdır.

Güneş Kremleri

UV radyasyonundan korunmada UV filtreleri içeren güneş koruyucuların kullanılması tercih edilen yöntemlerdendir. Güneş koruyucular deriye ulaşan UV ışınlarının absorbe edilmesine, yansımasına veya saçılmasına yol açarak penetrasyonunu engelleyen krem, losyon, jel veya sprey formundaki organik veya inorganik maddelerdir. 1930’lu yıllarda ilk üretilen güneşten koruyucular sadece UVB’ye karşı etkiliyken, son yıllarda UVA’nın da kanser oluşumu, deri yaşlanması, fotoalerji ve fototoksiteye yol açabileceğinin anlaşılmasıyla, UVA spektrumunu da hedefleyen yeni ürünler üretilmeye başlanmıştır. Bu nedenle UVA + UVB kombine etkili preparatlar ön plana çıkmıştır.

Güneşten koruyucuların koruma oranını belirleyen en önemli belirteç güneş koruma faktörüdür (SPF). SPF; güneş koruyucuların etkinliğinin ölçümünü yani koruyucu ürünün minimal eritem dozunu ne kadar azalttığını gösterir. UV filtrelerinin kalıcılığı da önemlidir. Suya dirençli güneş koruyucu 2×20 dakikalık su banyosu, suya çok dirençli ise 4×20 dakikalık su banyosu sonrası devam eden etkin korumayı ifade etmektedir. Güneşten koruyucular derinin stratum korneum yüzeyini kaplayarak epidermis ve dermise ulaşan radyasyonu azaltırlar. Bunu UV radyasyonunu absorbe ederek veya dağıtarak yaparlar.

Etki mekanizmalarına göre inorganik (fiziksel) ve organik (kimyasal) koruyucular olarak ikiye ayrılırlar. İnorganik koruyucular partiküllü yapıları nedeniyle fiziksel bir bariyer oluşturarak güneş ışınlarının deri dışına yansıtarak etki ederler. Çinko oksit, titanyum dioksit, demir oksit, kaolin, petrolatum, talk ve kalamin bu grubun örnekleridir. Organik karşıtlarına göre daha güvenilir, daha az toksik, daha stabil olmaları, stratum korneuma penetre olmamaları geçmişte daha sık tercih edilmelerine neden olmuş, ancak deri yüzeyinde opak görünüm oluşturmaları, komedon oluşumuna sebep olmaları ve giysilerde leke oluşturma gibi kozmetik sebepler kullanımlarını kısıtlamıştır. Son yıllarda mikronize hale getirilmiş fiziksel bariyerler bu kozmetik endişeleri azaltmasına rağmen, bu değişiklik ile UVA absorbsiyonu azalırken etkinlik daha kısa dalga boylu UV ışınlarına kaymıştır. Organik güneş koruyucularda inorganiklerden farklı bir mekanizma söz konusudur. Bunlar ışık enerjisini saptırarak elektron uyarımına sebep olurlar. Elektron uyarımı ışık enerjisinin ısı enerjisine dönüşümüne sebep olur. Kişide sıcaklık hissi oluşabilir. Organik koruyucular UVB etkililer (PABA, sinnamat vb.) ve UVA etkililer (benzofenon, avobenzon vb) olmak üzere ikiye ayrılır.

Uygun süre ve dozda kullanıldıklarında güneşten koruyucular UV-ilişkili hasar ve deri kanserini engellemekte etkilidir. Nadiren güneş koruyuculara bağlı yanma ve batma hissi görülebilir. PABA ve oksifenon fotoallerjen etkilerinden dolayı alerjik kontakt dermatite yol açabilirler. Fotodermatozu veya ekzaması olan kişilerde bu ürünlerin kullanımında dikkatli olunmalıdır.

Güneş Kremi Kullanırken Dikkat Edilecekler

Bir güneşten koruyucu ajanda aranan özellikler; hem UVA hem UVB’ye karşı etkili koruma sağlaması (geniş spektrum), kozmetik olarak kabul edilebilir olması, suya dayanıklı olması (yüksek kalıcılık), toksik olmaması, fotostabil olması, irritasyon yapmaması ve yeterli SPF’ye sahip olmasıdır. En az SPF 30 ürünler tercih edilmelidir. Ürünün absorbe olup koruyucu tabaka oluşturması için dışarı çıkmadan 15-20 dakika önce uygulanması gerekir. Etkili bir korunma için kullanılması gereken ölçü 2 mg/cm2 dir. Bir erişkin ortalama tüm vücuda 35 ml güneş koruyucu uygulamalıdır. 2-3 saatte bir tekrarlanan uygulamalar yapılmalıdır. Terleme, yüzme ve agresif aktivitelerden sonra ürünün yeniden sürülmesi gerekebilir. Özellikle burun, yanaklar, kulaklar, ense bölgesi, eller ve kolların dışyüzü, ayak derisi ve saçsız kalmış baş bölgesine uygulamaya dikkat edilmelidir. Gözler ve göz çevresi de korunmalıdır.

Düzenli olarak güneşten korunmanın D vitamini sentezini azalttığı öne sürülmekle birlikte, son yıllarda yapılan geniş serili çalışmalarda bu fikri destekleyecek kanıt bulunamamıştır. Bu konudaki son görüş; güneş koruyucu kullanımının anlamlı bir vitamin D eksikliğine yol açmadığı; açsa bile diyet ve oral takviye preparatlar ile bu açığın kolaylıkla yerine konulabileceğinden yanadır.

Sonuç

Güneşten korunma ne kadar erken başlarsa o kadar yararlı olur. Tüm yaşlarda güneşten korunma fotoyaşlanma ve deri kanserlerinin engellenmesi için önemlidir. Güneşten korunmaya erken yaşlarda başlanmalı ve alışkanlık haline getirilmelidir. Güneş koruyucular yalnız tatilde, plajda değil, gündelik yaşamda da cildin açık bölgelerinin korunmasında kullanılmalıdır.

Yazıyı beğendiyseniz paylaşabilirsiniz:

kaynak: Ankara Eczacı Odası
Okunma: 127

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir